Ana Sayfa Keçecilik Ürünlerimiz İlçemiz Tire Sipariş & İletişim


 KEÇENİN TARİHSEL GELİŞİMİ VE GELENEĞİ

Keçenin insaoğlu tarafından ilk kez nerede ve nasıl yapıldığı ve kullanıldığı hakkında kesin bir bilgiye sahip değiliz. Birçok bilim adamı ve araştırmacı tekstil konusunda yaptıkları çalışmalarda , keçenin tekstilin ilk örneği olduğu konusunda , genelliklede iklim özellikleri nedeniyle Orta Asya'da ilk kez üretilmiş üretilmiş olması lazım geldiğinde birleşmektedirler.

Besim Atalay, Türk Halıcılığı ve Uşak Halıları adlı eserinde keçenin bulunuşuna ilişkin şu görüşleri ileri sürmektedir:

"Halı nasıl başlamıştır?

Orta Asya'nın geniş otlaklarında bol bol yetişen koyunların bu yolda büyük etkileri dokunmuştur. Her nasılsa ilk baharda yünleri kırpılmayan koyunların , az yaşlık yerlerde yatınca yünlerin birbirine geçerek kalıp haline geldiği görülür. Bunu gören ilk çobanlar yünü ıslatarak dürmeye, sıkıştırmaya başlamışlar ve böylelikle keçe elde etmişler. Yünü aşı toprağıyla veya başka bir maddeyle boyayarak renkli keçeler yapmışlardır. Renkli keçeler bugün bile üretilmektedir.

Keçeden sonra çul dokunmaya başlamıştır..."

Yaptığımız kaynak araştırmalarında en eski keçe sözcüğüne ve keçenin kullanıldığında M.Ö. 1200-1100 yıllarında yapılan Troya Savaşları'nı konu alan Anadolulu Homeros'un İliada adlı eserinin 10. bölümünde rastlıyoruz.

"Odysseus öküz derisinden bir tolga geçirdi başına,

Kayışlarla iyicene gerilmişti tolganın içi,

Dışında bir yaban domuzunun ak dişleri,

Çepeçevre , sık sık , ustaca dizilmişti,

Dibine de keçe döşenmişti."

Homerus'un İlyada'sında gelişmiş olarak bulunan keçenin Anadolu'da yaşamış uygarlıklardan olan Hititler'in kabartmalarında betimledikleri tanrıların ve soyluların başlarında bulunan ve Mevlevi sikkeleri ile Osmanlı keçe başlıklarını andıran serpuşların keçe olması kuvvetle olasıdır. Daha sonra aynı başlıklar biçim değiştirerek Frig başlığı olarak uygarlık tarihindeki yerini almıştır. Bunlara en güzel örnek Afyon Müzesi'ndeki Tanrı-Kral heykelinin başındaki başlıktır.

Keçenin ilk örnekleri ise M.Ö. III. yy tarihlenen Noin-Ula, Parızık kurganlarında yapılan kazılar sonucunda ele geçmiş eserler arasında görüyoruz. Kurganlarda ele geçen aplike süslü son derce gelişmiş keçeler, buralarda keçenin eski bir geçmişi olduğunu ve çok eskilere dayandığını göstermektedir.

Öte yandan M.S. XI. yy da yaşayan Kaşgarlı Mahmut ölümsüz eseri Divan-i Lugat-it Türk'de oğuzca olarak keçe sözcüğüne ( kiviz , küvüz, kidhiz, kiyiz) yer vermiştir. Bir çok Çin yazılı kaynaklarda da Türklerin keçeyi bol miktarda ürettiği ve kullandığı yazılmaktadır.

Anadolu'da keçenin M.Ö. 1200-1100 yıllarında bilindiği İliada'da görmüştük. Anadolu'nun bu eski el sanatı , Anadolu'nun Türklerin eline geçmesinden sonra da Türklerce ata sanatı olarak Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde devam ettirildiği ve ahilik teşkilatı ile diğer sanatlarda olduğu gibi birtakım kurallara bağlandığı , devlet tarafından korunduğu , yörelere göre kendilerine özgü birtakım örf ve adetler edindiğini görmekteyiz.

Anadolu'da Ahilik Teşkilatı Aşık Paşazade tarihinde Ahiyan-ı Rum olarak geçer. Öte yandan İbni Battüda da XIV. yy ın ilk yarısında, Ahiliğin Anadolu'da en ücra köşelere kadar yaygın olduğunu yazmaktadır. Ahilik, I. Alaüd-din Keykubad devresinden başlayarak Osmanlı Devleti'nin kuruluşu sırasında, yükselme devrinde ve XVIII. yy ın ortalarına kadar önemini ve yaygınlığını devam ettirmiştir. Bundan sonra esnaf içindeki gayri müslimlerin de esnaf teşkilatına girmesi Ahiliğin,Lonca teşkilatı biçimine dönüşmesine neden olmuştur.

Dr. Hasan Küçük, Türk İslam Sosyal Düşünce Yapısı adlı eserinde Futuvvet Teşkilatı ve Lonca Yönetimindeki görevleri söyle sıralanır.

ŞEYH: Tarikin veya Loncanın mutlak reisidir ve ölünceye kadar bu mevkide kalır, küçük birimlerde ustabaşı bu görevi yürütür.

NAKİP: Fütüvvet teşkilatında Şeyh'ten sonra gelen en yetkili idare amiridir. Teşkilat içinde en etkili haliyle kendisini kabul ettirmiş kişiler tarafından seçimle iş başına getirilir. Terikler kaldırılıp yerine Loncalar kurulunca nakipler yerinede kahya adı verilen ve devlet tarafından atama yolu ile görevlendirilen kimseler getirilmeye başlanmıştır.

DUACI: Esnaftan olması koşul değildir. Doğruluk ile tanınan din bilginleri tarafından seçilir, kendisine esnaf sandığından ücret ödenir. Görevi ise çırakların peştamal kuşanma ve kalfa çıkarma törenlerinde ve sabah dükkanlar açılmadan dua okumaktır. Daha sonra Lonca teşkilatında törenlerde duacının yerini esnaftan bir bilen alarak bu derece ortadan kalkmıştr.

ÇAVUŞ: Teşkilatın bir tür güvenlik görevlisidir. Esnaflık ve genel ahlak kurallarına uymayan kişileri esnaf divanına çıkarmak üzere gerekli işlemleri yapar. Lonca teşkilatında çavuşların yerini yiğit başları almıştır.ıştır.

KAHYA: Teşkilat ve lonca ile devlet arasında gerekli ilişkileri sağlayan kişidir. Sandıktan günlük hesabı ile ücret alır. Loncalar kurulunca Nakiplik kaldırılmış, bu görevde kahyaya verilmiştir. Esnaf, kahyalarını kendi içinden seçer, seçim sonucu kadıya bildiri.

Esnaflıkta emek ve sabrın sonucu çıraklıktan kalfalığa, kalfalıktan ustalığa ve daha sonra seçimle yönetim kadrosuna geçilmesi o günleri yaşamış ve halem mesleğe devam den Afyon'lu keçeci ustası Şükrü Koçataş ile 1979 yılında sanatı bırakan Kavasoğulları'ndan Penayecioğlu Recep usta Afyon'da 1932 1932 yılına kadar yapılmış olan törenleri şöyle anlatmaktadır.

"Keçeci esnafı son peştamal kuşanma töreni 1932 yılında yaptı. Törene katılan keçeci esnafı ustalarının tümünün yasaya aykırı davrandıkları için tutuklanması törenlerin bir daha yapılmamasına neden olmuştur.

Bu törenler ilk baharda , genellikle mayıs ayında yapılırdı. Usta olacak kalfalar ile kalfa olacak çıraklar ustaları tarafından seçilerek ustabaşına bildirilirdi. Usta ,ustabaşına;

"Benim iki kalfam , üç çırağım var . Kalfalardan bir tanesi usta , çıraklardan bir tanesi kalfa olabilir. Bunlara desturum vardır , diğerlerine ise desturum yoktur. Biraz daha çalışmaları gereklidir" der.

Ustabaşı ustaları toplayarak tören için uygun bir tatil ( Cuma) günü belirler. Belirlenen güne hazırlık olmak üzere usta çıkacak kalfalar ile kalfa çıkacak çıraklardan para toplanır. Toplanan para yetmez ise üstü çırakların ve kalfaların ustalarından tamamlanır. Toplanan para artar ise Keçeci esnafının camii olan Kurra Camiine harcanır. Bu törene her usta evinde yaptırdığı bir tepsi töreni gönderir.

Tören gününde önce esnafın yiğit başısı tüm çarşıdaki esnafların ustalarını ve keçelerin tümünü törene çağırırlar.

Tören gününden bir gün önce esnafın yiğit başısı gözetimindeki eli yakışanlar ve becerikliler arasından seçilerek görevlendirilmiş keçeci kalfaları ile meydan aşçıları ki bunlar Gümüşdedeoğlu Hacı Osman , oğlu Bekir Avcıoğlu , Dilsiz Hacı Bekir'dir. Bunlar hem aşçı, hem de keçeci esnafındandır. Tören yapılacak mesire yerine - Helvacı pınarı, Şirin Pınar , Taşpınar, kazan kurmaya ve hazırlık yapmaya giderler, etler doğranır , pişirilir, pirinç ayıklanır, hoşaf yapılır ve hazırlıklar tamamlanınca gece tören yerinde kepeneklerinin içinde , malzemelerin başında yatarlar.

Ertesi gün çağrılı olanlar güneş doğumundan 2-3 saat sonra faytonlar, arabalar ve atlar ile yanlarında oturacakları seccade minder kilimler ile birlikte ( oturacak yagıları yalnız keçeci esnafı getirirdi) gelirler. Getirilen yaygılar su başına, gölgeliklere ve çimen üzerine yayılır. Davetliler tamamlanınca sofralar kurulur. Öğlen namazı beraberce kılındıktan sonra konuklar yiğitbaşı tarafından sofraya davet edilirler. Tüm konuklar oturduktan sonra keçeci esnafı sofraya oturur. Yemekte Özbek pilavı , et yemekleri , irmik helvası, hoşaf, bamya, çorba, ve börek vardır. Yemek yenildikten sonra yemek duası yapılır. Konuklar sofralardan kalkarak çekilirler. Sofralar toplanır ve kaldırılır.

Daha önce seçilmiş ve çağrılmış müzezzin, mevlithan ve hocalar tarafından mevlit ve Kuran-ı Kerim okunur.Mevlitin okunmasından sonra usta olacak yiğit başını sağında , kalfa olacak çıraklar solunda olmak üzere konukların 100 m kadar arkasında toplanırlar. Ustabaşı, hocalar, eski ustalar konukların önündeki yerlerini alarak otururlar.

Yiğit başı konukların önüne gelerek ustasının ve usta olacak kalfanın adını söyler. Yemekten sonra evinden getirmiş olduğu petemali kuşanmış olarak bekleyen aday ortaya gelir.

YİĞİTBAŞI: " Es.selam-ün aleyküm Hacı Usta "

USTABAŞI: " Aleyküm-üs selam "

YİĞİTBAŞI: " Hondu oğlu Hacı Ahmet Ustanın oğlu Muharrem kalfa ustasının desturu ile ustalığa izin ister ."

USTABAŞI: "Allah işini rast getirsin der."

Yiğitbaşı salavat-ı şerif e getirerek usta olacak kalfanın sırtını sıvazlar ve usta başına doğru sırtında iter. Usta odayı önce ustasını ve daha sonra kendinden büyük konukların ellerini öperek hayır dualarını alır.

Bu işlem törene katılan tüm adaylar için yinelenir. Adaylar bittiğinde konuklar ayağa kalkarak ustabaşı ve eski ustalar tarafından uğurlanır. Konukların gitmesinden sonra kalfalar tören için getirilen düzenleri getirdikleri yerlere vermek için toplarlar. Getirilen bu düzenlerden hiç bir şey kaybolmaz, hatta değişmez bile.

Tören sonunda ustabaşı yeni kalfa ve usta olmuş kişilerin adlarını esnaf defterine yazar. Kalfalar artık istedikleri ustanın yanında çalışabilirler, ustalar ise dükkan açabilirler. Peştamal kuşanarak usta usta olmamış hiçbir kimse dükkan açamaz. Açarsa en sert şekilde cezalandırılır. Dükkan açacak yeni usta olmuş kalfaya usta yardım eder ve dükkanını açmasını sağlar.

Keçe, Türklerin günlük hayatında çok büyük bir değer kazanmıştır. Keçecilik sanatını dünyanın her kültür çevresinde görebilmemiz mümkün değildir. Zira bu sanatın doğabilmesi için o yerde hayvancılığın gelişmiş olması ve soğuk iklimin var olması gereklidir. Çölde yaşayan insanların keçe yaygılar kullanmaları , keçe paltolar veya keçe çizmeler giymiş olması beklenemez.

Orta Asya Türk Toplulukları hem kullandıkları eşyaları , hem de süsleyici unsurları yetiştirdikleri hayvanların yünlerinden üretirlerdi. Hayvancılıkla uğraştıklarından ellerinde bol miktarda bulunan yünden fazlasıyla yararlanıyorlardı. Bu nedenledir ki , Orta Asya Türk Sanatında yünden üretilen halı ve keçe yaygılar önemli bir yer işgal etmişlerdir.

M.Ö. VI. yy da tarih sahnesine çıkan ilk Türk topluluğu olan Hunlar "yurd" larının (çadır) üzerlerini ve zeminlerini keçe ile döşerlerdi. Çadırın içinde ve ya dışında birçok köşeyi kaplayan , rengarenk motiflerle süslü keçeler mekana bir bahar havası getirirdi. Yurd'un yaşlı erkekler ve misafirler için ayrılmış olan şeref köşesi zengin nakışlı keçe örtülerle döşeliydi.

Hun'ların bütün kadınları ve kızları zamanlarını keçe ve diğer yaygıların yapımı ile geçirirlerdi. Türk'lerin dünya medeniyetine hediyesi olan halıcılığı ile şaheser örneğide Hun'lara ait olup Altay'larda V. Pazırık kurganından çıkarılmıştır. M.Ö. III. yy a ait Hun aristokratlarının kurganlarından gün ışığına kavuşturulan nefis dokuma örnekleri ve keçe yaygıların çürümeden zamanımıza kadar ulaşmış olması büyük rastlantıdır. Bu eserlerde görülen yüksek teknik , zengin bir motif ve nakış anlayışı keçecilik ve halıcılığın Türk'lerde çok daha eski bir gelişmeye dayandığına işaret etmektedir.